TÜRKLERİ HEDEF ALMAK: KARADZİC SOYKIRIM İÇİN TEMELLERİ NASIL ATTI?

1929
  • 112
  • 107
  •  
  •   

Emir Suljagic Saraybosna
15 Nisan 2019

Bu makale BalkanInsight sitesinde yayınlanmıştır. Orijinal yayın: https://balkaninsight.com/2019/04/15/targeting-turks-how-karadzic-laid-the-foundations-for-genocide/
Çeviri: Altan ELÜN

1995 Srebrenica katliamından hayatta kalan Emir Suljagic: “Bosna Sırp savaş zamanı lideri Rodovan Karadzic Bosnalı Müslümanları canavarlaştırmanın, onları düşman olarak yeniden tanımlamanın ve soykırım şiddetini yasal bir politika haline getirmenin anahtar bir figürüydü.” diyor

İlk kez “Türk” olarak çağırıldığımda 14 yaşındaydım. Türk kelimesi bir hakaret, bir küfür, bir iftira olarak kullanılırdı. Türkleri sadece tarih derslerinden yabancı işgalciler olarak bilirdim. Hayatımın o noktasına kadar hiç gerçek bir Türk görmemiştim. 

Ama mesaj kesindi: Sözde “Türklüğüm” nedeniyle daha az değerli, daha az insandım.

İlerleyen yıllarda, kimliğim -kimliğimiz-  yeniden adlandırıldı. “Türk” olmak tek bir unsura indirildi. Kim veya ne olduğumuzun bir önemi yoktu. Varlığımız Bosna, Hersek ve Sırbistan’ da elit tabaka tarafından ölümcül bir tehdit sayıldı.

Bosnalı Müslümanları yeniden değiştirme ve insanlıktan çıkarma çabalarının ve bunun sonucunda soykırım şiddetinin meşru politika olarak kullanılmasının merkezinde Radovan Karadziç vardı.

Radovan Karadzic’in rejimi Stalinizm veya Nazizm gibi totaliter değildi ama tek varoluş amacı Sırp olmayanların fiziki imhası, bilhassa da Bosnalı Müslümanları öldürme amacı olan bir rejimdi.

Karadziç’in (ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığı) mahkeme kararından, savaş sırasında Doğu Bosna’daki Rogatica’da meydana gelen bazı olayların bir açıklamasını vereyim:

“Geceleyin askerler duvarlara vuruyorlardı ve kapıları şiddetle açıyorlardı. Tutukluların yüzlerine el fenerlerini tutup karışık olarak kadın ve kızları seçip sorgulanmak üzere götürüldüklerini söylerlerdi ama tecavüz etmek için götürürlerdi. Diğer tutuklular kadın ve kızların yardım çığlıklarını duyabilirlerdi. Yedi yaşındaki kadın ve kızların yanı sıra 13 yaşındaki bir erkek çocuk, iki buçuk aylık bir süre için hemen hemen her gece sınıflardan çıkarıldı ve kampta görevli polis ve askerler tarafından tecavüze uğradı.”

Srebrenica Soykırımı’nın mimarına geçen ay verilen ömür boyu hapis cezası olumlu karşılandı ama bu sonuç olarak bir anlam ifade etmiyor. Çünkü Karadzic kötülük yaptığı uzun yıllar kadar hayatta kalıp ceza çekmeyecek. Karadziç’in soykırıma yaptığı benzersiz katkı, neredeyse tek başına, soykırımı bir kamu yararı olarak sunmasıydı.

Karadziç, aşırı sağcı marjinal bir figür değil. Bugün Sırp Cumhuriyeti olarak bilinen Bosna-Hersek bölgesinde Sırp olmayanları yok etme amaçlı soykırımcı stratejiyi takip eden geniş bir milliyetçi hareketin merkezindeydi.

Karadzic ile bir telefon konuşması yapan Dobrica Cosic, Karadziç’in Sırp milliyetçiliğine yönelik çabalarının merkeziyetçiliğini şöyle vurguluyor:

“Tarihi bir süreci tamamlanıyor… Basitçe, iki fikir var. Güney Slavlarının birlik olması ve Sırpların birlik olması… Güney Slavlarının birleşmesi tarihsel olarak başarısız oldu ama Slavların birleşmesi olmadı. Tarihsel olarak bu ya olacak ya da bitecek.”

2018 yılında Al Jazeera-Balkanlar tarafından yaptırılan bir kamuoyu yoklamasına göre Sırp Cumhuriyeti’nde yaşayan Sırpların %60 dan fazlası onu bir kahraman olarak görüyor. Sırbistan’da 2012’de yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, halkın %50’si Karadzic ve askeri komutanı Ratko Mladic’in Hague’de suçlandıkları savaş suçlarında sorumlulukları olmadığını düşünüyordu.

Karadzic’in soykırım projesi için bu büyük ve coşkulu desteğin gerçekliğini kabul edemeyebiliriz. Ama bu yine de 20. yüzyıl Sırp tarihinde Karadzic’in en önemli figürlerden biri olarak görüldüğü gerçeğini değiştirmez.

Saraybosna’da halk, uluslararası mahkemenin savaş dönemi Bosna Sırplarının lideri Radovan Karadzic’e vereceği cezanın açıklanmasını izliyor. EPA-EFE/FEHIM DEMIR.

“Katledileceksiniz”

Karadzic’in Bosnalı Müslümanlara karşı soykırımcı şiddetin merkezinde olması iki süreçle örtüşür: Bosnalı Müslümanların kimliğinin yeniden adlandırılması ve onları yok etme niyetinin yaygın hale getirilmesi.

Maureen S. Hieber’e göre kimliğin yeniden isimlendirilmesi kurban grubunun “siyasi topluluğun dışında yatan”, “varlığını sürdürmesi siyasi toplumun hayatta kalmasını tehdit eden neredeyse insanüstü güçlü bir düşman” olarak ya da paradoksal olarak alt ya da insan olmayan olarak tasvir edildiği süreci ifade eder.

Karadzic Bosnalı Müslümanları yeniden adlandırırken zengin bir hayal gücüne ve tarihi mirasa sahipti. Tarihçi Cathie Carmichael, ‘Slav Müslümanlarının etnik temizliği ve 1800’den beri Sırp ve Karadağ Söylemlerindeki rolü’ adlı makalesinde şöyle yazmıştı: 19. yüzyılın başlarından Yugoslavya Krallığı’nın kuruluşuna ve İkinci Dünya Savaşına kadar, “Balkanlar’daki Müslümanlar bazen bir tür etnik ‘beşinci sütun’ olarak görüldüler. Bir önceki dönemden kalmış, kurulmakta olan ulusal Devletlere asla başarılı bir şekilde entegre edilemeyen” kitleler olarak görüldüler.

İslam, Bosnalı Müslümanların kimliğinin yeniden isimlendirilmesinde en elverişli unsurdu. Bu yüzden Sırp elit tabaka tarafından Bosnalı Müslümanları, Yugoslavya kalıntıları üzerine inşa edilecek öngörülen Sırp devletlerinden fiziksel olarak çıkarılması gereken ölümcül bir tehdit olarak inşa etmek için kullanıldı.

Şiddet başladığında Türk motifi yaygındı. Örneğin benim yaşadığım yer olan Bratunac’da hem kamu hem özel binalarda görülen duvar yazılarında: “Müslümanlar, Balijalar (Boşnaklar için aşağılayıcı söz), Türkler gidin! Katledileceksiniz!” ifadeleri geçiyordu. Karadziç ‘in yargı kararına göre, Brcko’ daki Luka toplama kampındaki tutuklulara “Türk çetesi, hayali insanlar, var olmayan insanlar” deniyordu.

Zvornik’deki Müslümanlar uzaklaştırıldıktan sonra, Bosna Sırp ordusunun Drina kolordusu “Zvornik belediyesine askerimizin gelişi, özellikle Arkan’ın (paramiliter lider) ve halkının etkisi ile bu bölgenin Türklerden kurtarıldığını” rapor etti. Bu kolordu 3 yıl sonraki Srebrenica’da önemli rol oynayacaktı.

Karadziç’in ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığı mahkeme kararında yer alan Drina Kolordu raporu şöyle devam ediyordu: “Zvornik nüfusunun yüzde 60’ını oluşturan Türkler şimdi temizlendi ve etnik açıdan saf bir Sırp nüfus kaldı.”

Bu “yok etme” niyeti daha 1991 sonlarında, yazar Robert Donia’nın Karadziç hakkındaki kitabında, “kaybolma söylemi” olarak uygun bir şekilde ifade ettiği şekliyle ortaya çıkmaya başlamıştı. Bosna Devlet Güvenlik Servisi tarafından ele geçirilen arkadaşları ve müttefikleriyle yapılan telefon görüşmelerinde Karadziç, Müslümanların yakın zamanda ortadan kaybolmasını memnuniyetle karşılıyordu.

Karadzic, bir telefon konuşmasında “Saraybosna’nın etrafında 20.000 silahlı Sırp’ın olduğunu biliyor olmalılar. Bu normal değil, onlar, onlar yok edilecek ! Saraybosna 300.000 Müslümanın öleceği yer olacak.” Diyordu.

“Normal değiller. Bilmiyorum. Onlara açıkça şunu söylemek zorundayım: “Şansınızı zorlamayın! Bosna-Hersek’de üç-dört yüz bin silahlı Sırp var. Ne olacak sanıyorsunuz? … Orada bir katliam olacağını ve Müslümanların kökünün kazınacağını anlamıyorlar!”

Bu konuşmadan bir kaç gün sonra Bosna Parlamentosu görüşmeleri sırasında benzer bir tehdidi tekrarladı Karadziç: “Bosna-Hersek’i cehenneme götürmeyeceğinizi ve muhtemelen Müslüman ulusun ortadan kalkacağını düşünmeyin, çünkü Müslüman insanlar burada savaş söz konusu olduğunda kendilerini savunamayacaklar!”

Karadziç organizasyonel açıdan da soykırım girişiminin merkezindeydi. Rejiminin soykırım vizyonu, Bosna Sırp Parlamentosu tarafından 12 Mayıs 1992’de kabul edilen 6 maddeden oluşan ‘Sırp halkının stratejik hedefleri’ listesinde açık olsa da; soykırım planı, Karadziç‘in Sırp Demokrat Partisi SDS’nin üst kademesinde hazırlanan ‘varyant A ve varyant B’ belgesi olarak adlandırılan Bosna-Hersek’deki Sırp halkının organlarının acil koşullarda örgütlenmesi ve işletilmesi için daha az bilinen talimatlarda ortaya konmuştu.

Belge soykırımın başlangıcına etkiliydi. İlk olarak, yerel ve bölgesel darbeler serisi için talimatlar sağladı. “Daha sonra hükümeti geri kalanın kontrolünden uzaklaştırmakta kullanılan devlet ekipmanının kritik segmenti devralındı. İkinci olarak, Sırplar tarafından üzerinde hak iddia edilen bölgelerde Sırp olmayan nüfusu yok etme yolları özetlendi.

Karadziç, başka bir deyişle, soykırımın her aşamasının merkezinde olan bir figürdü: Soykırım niyetinin adlandırılması, kurban grubunun yeniden adlandılması (Türk) ve nihayet soykırımın örgütlenmesi.

Srebrenica’dan Christchurch’a

Günümüzün entelektüel ikliminde Müslümanların ‘ötekileştirilmesi’, Avrupa’da büyüyen aşırı sağcı gruplar ve Müslümanları uygarlık düşmanı olarak yaftalayan ABD yüzünden benzerleri Christchurch, Yeni Zelanda’da görülen İslamofobi teşvik edilmekte. Bu uzun zamandır devam ediyor ve Karadzic’in buna katkısı tahmin edilemeyecek boyutlarda.

Karadzic yaşadığımız 21. yüzyılın başlarında normalleşen ve yayılan radikal fikirlerin ilk ateşleyicisi ve katliamın öncüsüydü. Cosic ile bir başka konuşmasında, Karadzic: ” Milliyetçilik zamanının geçtiğini düşünüyorlar ama Avrupa milliyetçiliği henüz alevlenmedi.” öngörüsünde bulunmuştu.

1992’de Prijedor’daki toplama kampından kurtulan Hariz Haliloviç, bugün Avustralya RMIT Üniversitesinde profesör. Yakınlarda, “batıdaki aşırı sağın Karadzic ve Bosna soykırımına yaptığı görsel ve sözel göndermelerin ‘dallanıp budaklanan uluslararası kültürel ve dini bir çatışma anlatısını ortaya çıkarmakla’ kalmayıp, ayrıca ‘cinayetler için istenilen bir içerik oluşturma çabasında ortak bir metodoloji de içerdiğini” yazmıştı.

Karadziç, yazdığı şiirlerde dahi “saldırgan güçleri” Bosnalı Müslümanlar üzerine saldırtarak Batı’daki radikal fikirleri şekillendirmede etkili oldu. Dünyanın çeşitli yerlerindeki kitlesel katiller birbirinden etkileniyor ve öğreniyorlar.

Karadziç bize, hatırlamanın nefret dolu, gerçeğin şiddet ve yalanın özgürlük olduğu bir dünya miras bıraktı.

İskandinavlar, Almanlar veya Hollandalılardan fiziksel olarak pek farkları olmasa da, Bosnalı Müslümanlar, Müslüman oldukları için asla yeterince “beyaz” ve “Avrupalı” sayılmayacaklardı. Ancak bu sadece Boşnak ya da Türk olma sorunu da değil; başka gruplar da insanlıktan çıkarılma ve kimliklerinin yeniden inşa edilmesi karşısında eşit derecede savunmasız.

Ben “Türk” olmanın ağır bedelini ödedim. Yıllar süren mücadeleden sonra, anladım ki, soykırım yapma niyeti görecelidir; soykırımı yapan buna illa ki bir kılıf bulur. Ve ben sonuçta “Türk” kimliğimi sahiplendim.

Ama akılda tutulmalıdır ki soykırımcı ideolojiler daima yeni “Türkler” arar.

Şimdiki soru şu: “Yeni Türk, aranızdan hanginiz?” 

* Emir Suljagic Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler üzerine ders veriyor. Aynı zamanda Srebrenica soykırımı üzerine bir görgü tanığı olarak yazdığı ‘Postcards from the Grave’ adlı kitabı bulunuyor.


* Bu makalesi Columbia Üniversitesi’nde düzenlenen bir seminerden alıntıdır.


  • 112
  • 107
  •  
  •