Köprülülü Hamdi Bey

1448
  • 288
    Shares

Nihayet başlıyorum:
Bu seride, kahraman bir hemşerimizi,
Köprülülü Hamdi Bey’i anlatacağım.

Balkanlar’da başlayan, Anadolu’da devam edip sonlanan bir hayat hikayesi onunki. İbretle okunacak, bugüne dahi ışık tutacak bir mücadele, inanç ve ihanetin hikayesi.

Buyrun…

Hamdi Bey 1886’da Makedonya’nın Köprülü (bugün Veles) kasabasında doğdu. Babası Kolağası İbrahim Bey idi.

Küçük yaşta yetim kaldı.
Dayısı tarafından yetiştirildi.
İlkokulu Köprülü, ortaokulu Üsküp’te okudu.

Abdülhamit döneminde geçti gençliği.

Köprülü
Üsküp

Memleketi Köprülü’ye yakın Manastır’da, bir Rus konsolosun Türk askerine hakaret etmesi ve kırbaçlamasıyla gelişen olaylar sonucu öldürülmesi ve ardından yaşananlar, birçok vatanseveri olduğu gibi 17 yaşındaki Hamdi’yi de derinden etkiledi.

Detaylı bilgi:

Hamdi Bey, daha sonra yüksek öğrenim için İstanbul’a geldi ve Mülkiye’ye (Siyasal Bilgiler) yazıldı. Burada Meşrutiyet’in ilanına şahit oldu (1908).

Ateşli bir karakteri vardı ve gönlünde askerlik yatıyordu.
Yedek Subay Okulu’na girdi ve 1911’de ast teğmen olarak diploma aldı.

Hamdi Bey önce Kosova’da görev aldı, çok geçmeden Balkan Savaşı çıktı. Rumeli’de yüzlerce yıllık Türk hakimiyetinin birkaç günde çöküşüne şahit oldu.

Kendisi de Köprülülü olan Kazım Özalp, Hamdi Bey’in bu dönemde “bir düşünce adamından yaman bir savaşçıya dönüştüğünü” söyler.

Kazım Özalp

Hamdi Bey 2. Balkan Savaşı’nda geri aldığımız Edirne Polis Müdürlüğü’ne, ardından Kırklareli-Demirköy Kaymakamlığı’na atandı.

Demirköy Bulgar sınırındaydı ve Bulgar çeteler sık sık Türk köylerine baskın veriyordu. Makedonya’dan çetecileri tanıyan Hamdi Bey ise göz açtırmıyordu.

Edirne valisi Hacı Adil Bey, Demirköy’ü ziyareti dönüşünde koruma istemedi.
Hamdi Bey, kendisi eşlik etti.

Istrancalarda* Bulgar çetesinin saldırısına uğradılar.
Hamdi Bey çatışarak valiyi kurtarmayı başardı, ancak valinin oğlu öldü.

*Bugün hala “Vali Bayırı” denir oraya

Edirne valisi Hacı Adil Bey

Hamdi Bey kaymakam olduğu için 1. DS’nda savaşmadı.
1915’de Malkara, 1916’da Keşan 1917’de Balıkesir Sındırgı ve en son Edremit kaymakamlığına getirildi.

Genç kaymakam savaşa rağmen önemli işler yaptı.
Ama savaş kaybedildi.
Başa Damat Ferit geçti ve Hamdi Bey’i görevden aldı.

Damat Ferit Paşa
Damat Ferit Paşa

Hamdi Bey’in görevden alınmasını, işgalci devletler istemişti.
Damat Ferit görevden almakla kalmamış, tutuklama kararı da çıkartmıştı.

Çünkü Hamdi Bey, Edremit’in işgal edileceği haberi duyulunca
kasabanın önde gelenleriyle
gösteri düzenlemiş ve şu telgrafı çekmişti İstanbul’a:

Hamdi Bey tutuklanmaktan, o sırada Balıkesir Mutasarrıfı olan yakın arkadaşı Tunalı Hilmi sayesinde kurtulur.

Yunan İşgali altındaki Burhaniye’ye gider ve dağınık Kuvayı Milliye’yi örgütler.

Önce Ayvalık’ta Ali Çetinkaya ile sonra Bandırma’da Kâzım Özalp ile güçbirliği yapar.

Tunalı Hilmi

O dönem tüm Anadolu karışıktır ama B.Anadolu her yerden daha karışıktır!

İşgal güçleri, Vahdettin’in hainleri, Rum çeteler, asker kaçaklarının çeteleri, Çerkesler, Pomaklar, Kuvayı Milliyeciler, İttihatçılar, İtilafçılar…

Hamdi Bey işte böyle karışık bir ortamın ortasındadır.

Batı Anadolu’daki karışıklığın başrolünde (Ahmet) Anzavur vardır.

Önce Anzavur’u tanıyalım:
Çerkes. Abdülhamit’in kayınçosu.
Bu sayede Biga’da konak, yarış atları, jandarmada makam, pahalı hediyeler kapıyor.

Fakat 1909da Abdülhamit devrilince hemen satıp İttihatçılara yanlıyor.

İttihatçıların yanında da sürekli yükselen Anzavur, savaş kaybedilip işgalciler gelince, bir kez daha taraf değiştirir:

Bu kez Kuvayı Milliyecileri halife/padişaha karşı “din ve vatan hainleri” ilan eder.

İngiltere’nin kuklası Vahdettin ve İngiliz altınları sayesinde güçlenir.

Kuvayı Milliyeciler, önce Köprülülü Hamdi ve Kazım beyler aracılığıyla Anzavur’u yanlarına çekmeye çalışırlar.
Ancak o onları oyalar/kandırır ve daha da güçlenir.

Ve çatışma başlar:
Bursa, Karacabey, Gönen, Manyas bölgesinde Çerkes, Arnavut ve Çetmiler Anzavur’a destek verir.

15 Kasım 1919’da, Susurluk’un Demirkapı köyünde Anzavur’un Kuva-yı Muhammediyesi ile Kuva-yı Milliye arasında büyük çatışma yaşanır.

Anzavurcular ağır kayıplar verip çekilmeye başlarlar.
Köprülülü Hamdi Bey, Çerkes Ethem güçleri ve Kara Hasan’ın Pomakları ile peşlerine düşer.

Zor durumdaki Anzavur, padişah/halifenin adamı olarak, bugün de sık rastladığımız “dini kullanma stratejisi” ile Kara Hasan’a ekteki mektubu yazar, onu yanına çekmeye çalışır.
Kuvayı Milliyecileri “yüzbinlerce Müslüman kızı fahişe yapan masonlar” gibi komik şeylerle suçlamaktadır

Köprülü Hamdi Bey; Kara Hasan’ın Anzavur’a yaklaşma ihtimali olduğunu sezer ve Hasan’ı 10 adamıyla birlikte Biga’da tutuklar.
Biga’da güvenliği sağlamak için de gereklidir bu.

Ama bu hareket, Çerkeslerle arası olmayan Pomakların Anzavur ve Çerkeslerine yakınlaşmasına neden olur. Hamdi Bey, Kuvayı Milliye sorumlusu olarak, işgale karşı mücadele için halktan para toplamak da zorundadır.
Ancak savaşlardan bitkin düşmüş halk bundan hoşlanmaz.

Ciddi bir silahlı mücadele için kaynak ve cephane lazımdır.
Bunun üzerine ünlü Akbaş Cephaneliği Baskını planlanır!

Akbaş Cephaneliği Eceabat yakınlarındaydı.

Cephanelikte 8000 tüfek, 40 ağır makineli tüfek, 20.000 cephane sandığı, yüzlerce sandık ikmal malzemesi vardı ve Fransız askerlerin kontrolü altındaydı.

Bunların hepsi Türk halkının malıydı ve Kuvayı Milliye için büyük bir kaynaktı!

Bu arada Yunan 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmişti.

Aynı yıl yapılan 1. ve 2. Balıkesir Kongreleri ve Alaşehir Kongresinde, Yunan işgaline karşı Ayvalık, İvrindi, Akhisar, Salihli, Soma, Aydın ve Ödemiş cephelerinin kurulması kararlaştırılmıştı.

Bu cephelere silah lazımdı!

Akbaş Baskını’nı zorunlu kılan bir gelişme de, bu silahların Rusya’da Bolşevik Kızıl Ordu’ya karşı savaşan Wrangel’in Beyaz Ordusu’na gönderileceği haberlerinin çıkmasıydı.

Gecikme, silahların uçup gitmesine neden olabilirdi.
Bunu önlemek için Hamdi Bey hemen harekete geçti.

Wrangel’in Beyaz Ordusu

Hamdi Bey, Dramalı Rıza bey ve 2 adamını, cephanelikte inceleme yapmak için gönderdi. Bunlar köyle kılığında Senegalli* Fransız askerlere yumurta satma bahanesiyle içeri kadar girip bilgi topladı.

* 1. DS’nda Osmanlı’ya karşı savaşan Müslümanlar üzerine:

O sırada Biga’da durum:
Pomak Kara Hasan ve 10 adamını tutukludur (başka iddiaya göre nedeni silahlarını Kuvvacılara teslim etmemeleridir).

Hamdi Bey, Dramalı Rıza’dan cephanelikle ilgili bilgi alınca hareket geçer. Kara Hasan’ın kaçan adamlarının peşine düştüğü bilgisini yayar.

Hamdi Bey’in cephanelik baskını hazırlıkları:

-Bölgedeki deve, eşek, at ve arabaları toplandı
-Boğazı geçmek için motor ve sandallar ayarlandı
-Gelibolulu vatansever Tahir çetesinden yardım alındı
-Taşıma için Türk köylüler ayarlandı
-Yollar tutuldu, telefon tellerinin kesildi

Gece karanlığıyla birlikte cephanelik basılır. Fransız askerler bağlanır.
Türk köylüler cephaneleri kıyıya taşımaya başlar.
Işıkla haberleşilir ve Anadolu kıyısından yola çıkan tekneler kıyıya yanaşıp cephaneleri alır, geri döner.

Cephaneler Anadolu kıyısında kağnılara yüklenir.

Akbaş Cephaneliği’ nden kaçırılan bu silah ve cephaneler, Anadolu tarafında bekleyen kağnılarla Çan üzerinden Yenice’ye sevk edildi.

Operasyon her ayrıntısıyla, planlandığı gibi başarılmıştır!

Köprülülü Hamdi Bey, hemen hemşerisi Kazım Bey’e haber verir.
O da Mustafa Kemal’e!

Mustafa Kemal Atatürk, yıllar sonra yazdığı Nutuk’ta, Akbaş Baskını ve Köprülülü Hamdi Bey’in kahramanlığını unutmaz ve ondan şöyle bahseder:

Ancak Akbaş Cephanelik Baskını’nın hikayesi böyle bitmiyor.

Vahdettin ve İngilizlerin adamı Anzavur’un “Kuvayı Mumammediye” ordusu, ona katılan bazı yöre halkı ve Kuvayı Milliye’ye karşı çıkardıkları “2. Anzavur Ayaklanması” emeklere ve canlara mal olacaktır.

Anlatacağım…

Akbaş Cephaneliği Baskını ve silahların Milli Mücadelede kullanılmak için kaçırılması, İngilizleri harekete geçirdi.

Yukarıda M.Kemal’in Nutuk’da bahsettiği gibi Bandırma’ya 200 asker çıkardılar.
Ve (her zaman işe yarayan) altın dağıtarak ihanet hareketini örgütlemeye başladılar

Bu sırada Hamdi Bey, Biga çevresinde milli mücadeleye asker topluyordu. Akbaş Cephaneliği’nden alınan silahlar hazırdı; ancak toplanan askerlerin yemesi-içmesi-giysisi için para gerekiyordu.
Bunun için de köylülerden yardım toplanıyordu.

Ama bıkkın halk bunu ödemek istemiyordu.

Kendisi de Pomak olan Kara Hasan’ın çetesiyle tutuklu olmasından huzursuz olan bazı Pomaklar, İngilizlerle bağlantı kurdu.
Kuvayı Milliye’nin yardım talebinden huzursuz köylüler arasında da Anzavur tekrar propagandaya başladı.
2. Anzavur Ayaklanmasının tabanı oluşmaya başlamıştı.

Anzavur, insan kaynağını bölgedeki Çerkes, Pomak ve Arnavutlardan alıyordu (aynı halklardan Kuvayı Milliye’ye katılanları da vardı)

Silah/para direkt İngilizlerden geliyordu.
Fransız Le Temps gazetesine göre İngilizler Anzavur’a
4000 tüfek
30 mitralyöz
4 top
ve cephane
vermişti.

Hamdi Bey, Anzavur’un İngiliz ve Vahdettin desteğiyle yeni hainlikler peşinde olduğunu fark etmişti.

Anzavur’un etkili olduğu bölgelere Dimetokalı İsmail Hakkı ve iki arkadaşını gönderip kara propagandayı engellemek istemişti.
Ancak bu 3 kişi de Anzavur tarafından öldürülmüştü.

Anzavur’un elinde çok güçlü bir silah vardı:
Padişah Vahdettin’in yazdığı fermanlar ve şeyhülislamları tarafından verilen fetvalar.

Yüzyıllarca kul olarak yaşamış halk, Anzavur’un gösterdiği fermanları görünce, “Kuvayı Milliye İslam’a karşıdır” propagandasına kanıyordu!

Mart 1920’de Anzavur’un adamlarından Pomak Gavur İmam ve Çerkes Şah İsmail’in idaresinde 200 kişilik silahlı ve binden fazla bıçaklı, baltalı, sopalı köylü Biga’ya baskın yaptı.
Biga’da Kuvayı Milliye için toplanan askerler onlara karşılık vermedi, çünkü hemen hepsi köylüleriydi!

Hamdi Bey 3-5 kişiyle binlerce isyancıyı karşılamayacağını anlar.
Arkadaşı Kani Bey’e mahpus Kara Hasan ve adamlarını infaz etme emri verir.

Kani Bey ayaklananların kurtarmak istediği 11 çeteciyi öldürür.
Ama kendisi de kıstırılır. Sonuna kadar çatışıp son kurşunu kendine sıkar!

Anzavurcular, Kara Hasan ve çetesinin öldürüldüğünü görünce çılgına döndü.
Kani Bey’in cansız bedenini balkondan atıp günlerce sokaklarda sürüklediler.

Üçü yaralı olup revirde yatmakta olan jandarma erlerini ve jandarma komutanını da katlettiler.
Biga’yı tamamen ele geçirdiler.

Hamdi Bey, baskından kurtulup Biga dışına çıkmayı başarmıştır. Ama yanında çok az adamı vardır.

Zira en güvendiği adamı Dramalı Rıza Bey, 30 Boşnak kuvvacıyla birlikte, Akbaş’tan kaçırılan cephaneleri korumak için Yenice’ye gitmişti.
Biga’da gafil yakalanma nedenleri de buydu.

Köprülülü Hamdi Bey, Anzavur’un Yenice’yi de basıp buraya kaçırılan cephaneyi İngilizlere geri vermek istediğini tahmin eder, Yenice’ye ulaşmaya çalışır.
Ama Pomakların yaşadığı Yukarı İnova köyü camiinde onu tanırlar.

Gavur İmam Fevzi’nin çete reislerinden Hacıoğlu onu yakalar.

Hacıoğlu, Köprülülü Hamdi Bey’i bir atın arkasına bağlar ve bin bir işkence ile, sürüye sürüye Biga’ya doğru götürür. Ve yolda Hamdi Bey’i öldürür. Sonra kafasını keserler.

Hamdi Bey’in cansız bedeni, köylerden geçirilerek Biga’ya getirilir.
Ve 5 gün boyunca meydanda sergilenir.

Korkudan kimse sahip çıkamadığı için, Hamdi Bey ve Kani Bey’in cesetleri günlerce sokak ortasında kalmıştır. Hatta bu sırada bir İngiliz subay gelip cesetlerin fotoğraflarını çekmiştir.

Sonunda Yusuf İzzettin Paşa Bandırma’dan Biga’ya gelip şehitleri eski mezarlığa gömdürmüştür.

Vahdettin ve İngiliz destekli Anzavur’un Kuvayı Muhammediye çetesi, Kuvayı Milliyecilerin Akbaş Cephaneliği’nden kaçırdığı silahları alıp patronlarına vermek için Yenice’yi sardı.

Dramalı Rıza Bey yanındaki Boşnaklarla direndi.
Balıkesir’den destek istedi ama bağlantı kurulamadı Anzavur’un adamı, eski topçu Gavur İmam Fevzi, İngilizlerin verdiği toplarla Yenice’ye atışa başladı.

Yardım haberi alamayınca umutsuzluğa düşen Dramalı Rıza Bey, Anzavur’un (İngilizlerin) eline geçmesini önlemek için, Yenice camisine saklanan cephaneyi kendi havaya uçurdu.

Oysa Hamdi Bey isyanı bildirmiş; Balıkesir ve Edremit’ten Yenice’ye yardım yola çıkmıştı. Ama Dramalı Rıza’nın bundan haberi yoktu.

Paha biçilmez silah ve cephane bir anda yok olmuştu. Cephane darlığı çekilirken meydana gelen olay, Yunan ordusuna karşı savaşanlar için yıkım oldu

Balıkesir’deki Kazım (Özalp) Bey, durumu öğrenince küplere bindi.
Dramalı Rıza’yı idam ettirmeyi bile düşündü.

Dramalı Rıza Bey de zaten büyük azap içindeydi.
Aklında bir intihar eylemi vardı: İstanbul’a gidip şeytanın başını,
yani Damat Ferit’i öldürmek!
(ayrıca anlatacağım)

Bu arada Anzavur ve Gavur İmam Fevzi, Biga’nın ardından Gönen, Bandırma, Karacabey ve Kırmasti’ye kadar uzanır.

Kuvayı Muhammediye’nin Balıkesir, Edremit ve Bursa’yı alma ihtimaline karşı Kuvayı Milliye önemli kozunu oynar:
Çerkes Ethem’i devreye sokar ve emrine 2000 asker verir

Çerkes Ethem bölgeye fırtına gibi girer:
Susurluk-Yahyaköy’de Kuvayı Muhammediye’yi ağır yenilgiye uğratır.
Ardından Bandırma’yı isyancılardan temizler.

Anzavur yaralanır.
İngilizlerin Karabiga’ya gönderdiği gemiyle İstanbul’a kaçar.
Anzavur kuvvetleri çil yavrusu gibi dağılır.

Çerkes Ethem, kardeşleri Reşit ve Tevfik ile temizliğe başlar:
Köprülülü Hamdi Bey’in öldürülmesine karışanları ve Biga isyanının liderlerinin tamamını asarlar!

Lapseki, Kırmasti, Gönen ve Manyas çevresinde Anzavur’la hareket edenler infaz edilir, sürülür, mallarına el konur.

Çerkes Ethem Bey’in Anzavur’un Kuvayı Muhammediyesini dağıttıktan sonra

“Ben Osmanlı padişahının* hışmından titrediği Anzavur’un başına cellat kesildim ve onu ordusuyla kovalayıp (Kara)Biga’da denize döktüm” dediği iddia edilir.

*Anzavur’a bel bağlayan Vahdettin’den bahsediyor.

Anzavur, İngiliz altını-silahı, padişah fermanı ve şeyhülislam fetvasını arkasına almasına rağmen başarısız olunca, Yunan ordusu bizzat bölgeyi işgal eder.

Ankara hükümeti Biga’dan çekilir.
Dimetokalı Tahsin, Gürlü Ali ve Rahman milli çeteleri, Yunan ordusunu vurmaya başlar.

Osmanlı tarafından paşa yapılan Anzavur, İngilizler-Vahdettin tarafından çıkarılan Hendek-Düzce tarafındaki şeriatçı ayaklanmaları yönetirken, Yunanların Biga’yı işgalini öğrenip bölgeye gelir.

Karabiga’da demirli İngiliz gemisinde İngilizlerle toplantı yapmak üzere davet edilir

İngilizlere giden Anzavur’un yolunu millici çeteler keser.
Bir süre çatışır ama kimine göre Gürlü Ali ve Mehmet Efe,
kimine göre Arnavut Rahman çetesi tarafından vurulup öldürülür.
Kafası kesilir ve tezekliğe gömülür.

Cihadiye adlı Çerkes köyündeki mezarında
eskiden şu yazarmış:

Anzavur’un mezarı, zamanla hastalıklarına şifa arayan bazı Çerkesler tarafından adeta bir türbeye, bir yatıra döndürülür.
Kurtuluş Savaşı sonrası mezar kitabesi değiştirilir.

Anzavur Ahmed’in mezarının son hali alttaki gibidir.
Hala şifa bulmaya giden var mıdır bilinmez!

SONUÇ:
Dramalı Hamdi Bey ve arkadaşlarını
İngiliz-Yunan-Vahdettin çıkarları için katledenlerin çoğu bedelini ödemiştir.
Kaçabilen az kişi anca başka ülkelerde yaşam şansı bulabilmiştir.

Hainler tarihe hain olarak geçmiş;
Köprülülü Hamdi Bey ise bir kahraman olarak yaşamaktadır!


  • 288
    Shares